Antik dönemde temelleri atılan psikolojik düşünce, Orta Çağ’ın başlamasıyla birlikte farklı bir evreye girmiştir. Avrupa’da felsefi düşüncenin durakladığı, dini düşüncenin baskınlaştığı bu dönemde, İslam Dünyası bilim ve felsefe alanında çığır açıcı çalışmalara sahne olmuştur. Bilhassa psikoloji alanında, bireyin ruhsal yapısı, aklın fonksiyonları ve zihinsel sağlık meseleleri sistematik şekilde ele alınmıştır.
Bu bölümde Orta Çağ Avrupa’sında psikoloji anlayışını ve İslam Dünyası’ndaki psikolojik düşüncenin gelişimini ayrıntılı biçimde inceleyeceğiz.
Orta Çağ Avrupası’nda psikoloji, büyük ölçüde dini düşünceye bağlıydı. Ruhun doğası, insan davranışları ve zihinsel hastalıklar teolojik çerçevede açıklanmıştır. Delilik, şeytanın etkisi veya tanrısal bir ceza olarak yorumlanmıştır (Porter, 2002).
Çok sayıda manastır, zihinsel hastaların bakımını üstlenmiştir. Ancak “tedavi” genellikle dua, oruç ve ibadetle sınırlıydı. Bazı vakalarda ise akıl hastalarının kötü muameleye maruz kaldığı bilinmektedir.
İslam Dünyasında Psikolojinin Yükselişi
İslam Altın Çağı (8.-13. yüzyıllar), bilimsel ve felsefi düşüncenin çiçeklendiği bir dönem olmuştur. Bu dönemde psikoloji, “ilmü’n-nefs” (ılm al-nafs) yani “ruh bilimi” olarak anılıyordu.
Temel Yaklaşımlar
- Aklın ve Ruhun Birlikte Ele Alınması: Ruh ve akıl birbiriyle etkileşimli iki ayrı varlık olarak görülmüştür.
- Bireysel Sorumluluk ve Tedavi: Ruhsal hastalıklar tedavi edilebilir görülmüş, hastalara insancıl yaklaşılması savunulmuştur (Nasr, 2006).
- Deneysel Yöntemler: Gözleme dayalı psikolojik analizler yapılmıştır.
Başlıca Düşünürler ve Katkıları
El-Kindî (801-873)
El-Kindî, duyguların ve zihinsel sağlığın fiziksel sağlıkla ilişkili olduğunu savunmuştur. Melankoli üzerine yazılan ilk eserlerden birini kaleme almıştır.
El-Razî (854-925)
Ruhsal hastalıkları biyolojik ve çevresel etkenlerle açıklamaya çalışmıştır. “El-Tıbbü’r-Ruhani” adlı eserinde, psikoterapötik tekniklere benzer önerilerde bulunmuştur.
Farabi (872-950)
“Mutluluğun Kazanılması” adlı eserinde, insan ruhunun gelişiminin toplumla ilişkili olduğunu savunmuştur.
İbn Sina (980-1037)
“Kitabüş-Şifa” ve “El-Nefs” adlı eserlerinde insanın bilişsel işlevlerini (algı, hayal, hafıza, düşünce) sınıflandırmış, ruhsal hastalıkların fiziksel ve psikolojik nedenlerini tartışmıştır.
İbn Rüşd (1126-1198)
Aristoteles’çi bir yaklaşımla aklın ruhsal sağlıkta belirleyici olduğunu ileri sürmüştür.
İslam Hastanelerinde (Bimaristanlarda) Psikiyatri
Bağdad, Kahire, Şam gibi merkezlerde kurulan bimaristanlarda akıl hastalarına özel bölümler ayrılmış, hastalara müzik terapisi, aromaterapi, dinlenme ve konuşma terapileri uygulanmıştır (Dols, 1987).
Bu yaklaşımlar, modern psikiyatri hastanelerinin öncülleridir.
Orta Çağ Avrupası’nda psikoloji, dini düşüncenin sınırları içinde kalmışken, İslam Dünyası’nda deneysel gözlemler, sistematik analizler ve insancıl tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. İslam filozoflarının psikolojiye yaptıkları katkılar, Rönesans’la birlikte Avrupa’ya taşınmış ve modern psikoloji biliminin temellerinden birini oluşturmuştur.
Kaynakça
Augustine. (1991). Confessions (Translated by Henry Chadwick). Oxford University Press.
Dols, M. W. (1987). Insanity and the Insane in Muslim Societies. Princeton University Press.
Nasr, S. H. (2006). Science and Civilization in Islam. Harvard University Press.
Porter, R. (2002). Madness: A Brief History. Oxford University Press.